Warning: Undefined variable $result in /home/petitsonsm724pro/public_html/includes/classes/class.functions.php on line 7883
Büyük Çocuğu Kardeşe Hazırlamak: Bir Annenin Tecrübeleri

GİRİŞ

E-Posta
Şifre

YENİ ÜYE

Ad
Soyad
E-Posta
Şifre
Şifre Tekrar
Ürün sepete eklendi
Aramıza Hoşgeldin!
Welcome Abroad!
Bültene başarıyla üye oldun.
Teşekkürler!
Thank you for subscribing to
our newsletter.

1500 TL VE ÜZERİ SİPARİŞLERİNİZDE KARGO ÜCRETSİZ!

İLK SİPARİŞE ÖZEL %10 İNDİRİM İÇİN ÜYE OLUN! İNDİRİM KODU: HELLOPC10

VADE FARKSIZ 3 TAKSİT İMKANI!

Büyük Çocuğu Kardeşe Hazırlamak: Bir Annenin Tecrübeleri

Evin Öcal büyük kızı Mila'ya kardeş haberini verirken ve sonrasında nasıl bir yol izlediğini detaylarıyla paylaşıyor.

Hamile olduğumu ilk öğrendiğim gece Mila'yı yatırırken aklım okuduğumuz kitap dışında her yerdeydi. Biliyordum ki kardeşi olacak ilk çocuk Mila değil. Biliyordum ki kardeş meselesi o an gözüme Mila açısından her ne kadar endişe verici gözükse de, aslında düşündüklerimizin de ötesinde bir tecrübe olacaktı. Ve biliyordum ki, dünyadaki her çocuk gibi, Mila da, doğacak kardeşi de, benim tüm endişelerime ve müdahalelerime rağmen, kendi ilişkilerini kuracak ve kendi yollarını çizeceklerdi...

Mila'ya hem hamilelik sürecini, hem de doğumdan sonraki ilk süreci en düzgün şekilde anlatabilmek, ve o dönemi daha sancısız geçirmenin yollarını öğrenmek adına aldığımız görüşleri ve nasıl bir yol izlediğimizi sizlerle paylaşmanın faydalı olacağına inanıyorum. Yazının devamında bahsedeceğim yöntemlerin hemen hepsinin uzman psikolog Sinem Olcay Kademoğlu'nun tavsiyeleri ve değerlendirmeleri üzerine şekillendiğinin altını çizmeliyim.

HAMİLELİĞİ NASIL / NE ZAMAN SÖYLEMELİ?

Mila hamile olduğumu öğrendiği zaman 3.5 yaşındaydı. Bu yaştaki çocukların zaman kavramı neredeyse hiç oturmamış olduğundan hamileliği en baştan çocukla paylaşmanın onlarda çok uzun bir beklenti süreci başlattığını öğrendim. Ayrıca, biz bu süreç hakkında ne kadar açıklayıcı olursak olalım, çocuklar için bu durum bilinmezlerle dolu, ve bu bilinmezlik onları kolayca strese sokabilir, endişe duymalarına neden olabilir. Biz büyüklere bile oldukça uzun gelen bu hamilelik süreci, küçük bir çocuğa sonsuzluk gibi gelebilir, ve en başta duyduğu heyecan aylar geçtikçe hayal kırıklığına dönüşebilir.

Dolayısıyla aslında en doğru zaman karnınızın belirginleşmeye başladığı ve çocuğunuzun farkedip soru sormaya başladığı zaman. İşte bu noktada çocuğu kandırmamak, yalan söylememek ve durumu en açıklayıcı haliyle izah etmek gerekiyor. Mila hamileliğimin 5. ayı civarı, benim karnımın şiştiğini farketmeye başlamış fakat soru sormaktan çekinir haldeydi (daha önce hamile kalıp çocuk doğurmuş yakınlarımızdan karın şişmesinin ne demek olduğunu gayet iyi biliyor). Biz de artık onunla bu durumu paylaşmak gerektiğini düşünerek 5.5 aylıkken hamilelik haberini verdik.

HAMİLELİK HABERİNİ VERİRKEN NE SÖYLEMELİ, NELERE DİKKAT ETMELİ?

Bu durum benim araştırdığım kadarıyla birçok uzmana göre oldukça önemli. Sinem Hanım bize 'kardeşin oluyor' cümlesinden mümkün olduğunca uzak durmamızın altını çizdi ve 'bir bebeğimiz olacak' demenin daha sağlıklı bir başlangıç olduğundan bahsetti. Bunun sebebi aslında basit, sadece çocuğa abla / ağabey rolu vermektense, bu bebeğin tüm aile için bir paylaşım olacağını, ve üçümüzün hayatına gireceğini en baştan benimsetmek. Biz de bu doğrultuda Mila'ya haberi verirken, 'üçümüzün bir bebeği olacak, onu birlikte büyüteceğiz' diyerek açıkladık.

Bir diğer kritik nokta ise çocuğun kardeşe dair beklentilerini gerçekçi tutmak. Birçok aile kardeş haberini büyük çocuğa verirken ister istemez gerçek dışı pozitif bir tablo çiziyor ve bebeğin gelişinin sadece eğlenceli ve güzel taraflarına odaklanıyor. Halbuki bebek doğduğunda durum bu çizilen tablodan oldukça uzak oluyor. 'Kardeşin olacak, harika bir şey! Çok şanslısın, birlikte çok eğleneceksiniz, sana evde hep arkadaş olacak' gibi şeyler söylemek bebek geldiğinde büyük çocuklarda hayal kırıklığı yaratacaktır. Böyle söylemek yerine 'bebekler çok hassas ve küçük olurlar, ilk zamanlar zor olacak, sürekli emmek isteyecek, bize çok ihtiyacı olacak, bazen çok ağlayabilir, geceleri uyanıp bizi de uyandırabilir' gibi gerçekçi bir şekilde büyük çocuğa anlatmakta fayda var.

Ben Mila'ya tüm bu süreci gerek evcilik oyunlarımıza sokarak, gerek sohbet ederken sürekli anlattım. Bebeklerin ağladığını, gün içinde uzun süre uyuduğunu, sürekli emmek isteyeceğini, anneye çok ihtiyaç duyacağını, yani genel olarak ilk zamanların pek de 'eğlence' dolu geçmeyeceğini öğrendi. Sonra sırasıyla bebek büyürken geçeceği gelişim basamaklarından bahsettim; altı aylıkken yemek yemeye ve oturmaya başlayacağını, bir yaşında yürüyebileceğini, daha sonra konuşmayı öğreneceğini hikaye gibi dinlemek çok hoşuna gidiyordu.

HAMİLELİĞİ VE DOĞUMU NASIL ANLATMALI?

Biz Mila'ya merak ettiklerini çok detaylandırmadan, anlayabileceği en basit haliyle anlatmaya çalışıyoruz. 'Bebek oraya nasıl girdi, orada ne yapıyor, beni görüyor mu' gibi sorularına da kafa karıştırmayan ama tatmin eden cevaplar bulmaya çalıştık. Bebeğin anne karnında büyüdüğünü ve annenin vücudundaki besinlerle beslendiğini, bebek büyüdükçe anne karnının büyüyeceğini, büyüyen karnı dolayısıyla annenin hareketlerinin zorlaşabileceğini, bebeğin hastanede doktorların yardımıyla doğacağını anlattık. Detaylı tıbbi terimlerle kafasını karıştırmadan, ama bir yandan da gerçek olmayan basit çocuksu anlatımlarla onu kandırmadan bir orta yol bulmaya çalıştık.

Hastane süreciyle ilgili kendisini ilgilendiren aşamaları büyük çocukla önceden paylaşmakta fayda var. Hastanede kalamayacağını, annenin birkaç gece iyileşmek için orada kalmak zorunda olduğunu önceden söylemek kesinlikle şart! Aslında biliyoruz ki, bunları çocukla paylaşmak sadece doğum, kardeş meselelerinde değil, ebeveynlik boyunca her konu için geçerli. Nasıl işe giderken, altı aylık bebeğimize bile kapıda 'ben gidiyorum' diyerek el sallayıp vedalaşmak doğruysa, hastane sürecini de kaçamak cevaplar vermeden en gerçek haliyle anlatmak çocuk için o kadar rahatlatıcı ve güven verici.

Sinem Hanım'ın bu aşamada bizim için çok faydalı bir tavsiyesi oldu: bir kağıda, hastanede kalınacak her gün için bir kutu çizdik ve Mila'dan benim hastanede olduğum her akşam yatmadan bu kutulardan bir tanesini boymasını istedim. Tüm kutular boyandığında benim eve geleceğimi biliyordu. Hatta bu kutuları çizerken, süreci anlamasına yardımcı olabilmek adına ufak resimler eklemek de oldukça faydalı (yatakta yatan karnı şiş bir anne, kucağında bebekle yatakta yatan bir anne, çocuk ve baba gibi).

DOĞUM VE HASTANEDEKİ GÜNLER

Bu konuyu özellikle danıştık çünkü Mila ne zaman doğum konusu açılsa tüm hastane sürecinde yanımızda olacakmış gibi konuşuyor, hatta doğuma bile gireceğini anlatıyordu. Sinem Hanım ise bize Mila'nın doğumdan bir süre sonra gelmesinin, devamında da her gün sadece birkaç saatlik ziyaretlerle bu süreci atlatmanın faydalarından bahsetti. Bunun en öncelikli nedeni doğumun oldukça zor ve kaotik bir sürece dönüşebilecek olması ve herhangi bir aksilik esnasında küçük bir çocuğu o ortamda bulundurmanın travmatik olabileceği.

İlk karşılaşma doğumdan sonraki saatlerde olmalı. Sinem Hanım'ın bu durum için de küçük bir önerisi oldu. Mümkünse Mila'nın odaya girdiği an bebeğin içeride ve kucakta olmamasını, Mila'nın önce beni ve babasını görüp, bebeğin daha sonra üçümüzün olduğu odaya getirilmesinin faydalı olabileceğini söyledi. Biz bunu başaramadık çünkü Mila odaya tahminimizden erken geldi ve Vera o sırada odadaydı. Ama siz mümkünse büyük çocuğunuzun geleceği zaman bebeği birkaç dakikalığına dışarı çıkarıp, önce büyük çocuğunuzu karşılayıp, sonrasında bebeği büyük çocuğunuz ve eşinizle bir aile olarak 'karşılayabilirsiniz'. Böylece çocuğunuzun gözünde bebek, gerçekte de olduğu gibi, sizin aranızda 'sonradan katılan üye' olacaktır.

Geri kalan hastane günleri için ise en ideal durum Mila'ya her günün programını adım adım açıklayarak hastaneye kısa ziyaretler yapmasını sağlamaktı. Örneğin, 'sabah kahvaltıdan sonra seni anneannen alacak ve hastaneye getirecek, orada 2-3 saat kadar kalıp babanla eve döneceksiniz, seni akşam baban yatıracak' gibi. Her durumda olduğu gibi, çocuklar için bu bilinir ve sınırları çizilmiş durum büyük bir rahatlık sağlıyor.

EVE GELİŞ VE DEVAMINDAKİ SÜREÇ İÇİN BİRKAÇ NOT

Hastaneden sonra evdeki ilk günler Mila açısından (ve aslında hepimiz açısından) oldukça zordu. O güne kadar her zaman rutinleri olan, günlük işlerini ne zaman, kiminle ve nasıl yapacağı her zaman belli olan bir çocuk için evin bu yeni hali oldukça karmaşık bir durumdu elbette. 'Hadi soyun banyo için geliyorum' diyip de banyoya gidemediğim, 'bu akşam şu kitabı okuyup yatarız' diyip de tam yatırma esnasında emzirmek zorunda olduğum akşamlar çok oldu. Hamilelik boyunca olan konuşmalarda çocuğa bu süreci olumlu ve olumsuz taraflarıyla anlatmak ne kadar faydalıymış, bu süreçte bir kez daha anladım. Mila en azından ilk zamanların böyle geçeceğini az çok biliyordu. Vera'yla ilk günden oyunlar oynamak, veya benimle tüm gün aktivite yapmak gibi beklentileri pek yoktu. Fakat yine de oldukça zorlandığımızı itiraf etmeliyim. Ben Mila'yla birlikte yapamadığım herşey için vicdan azabı hissederken Mila da alışılmışın dışında bir düzenin içinde kendini oldukça kaybolmuş hissetti. Bu süreçte bence mümkün olduğunca eski rituellere sadık kalmakta ve özellikle büyük çocuk için her gün belli rutinleri aynı şekilde sürdürmekte fayda var. En azından banyo, yemek, yatırma gibi daha önemli günlük işleri anne-baba paylaşmalı, ve günün geri kalanındaki belirsizliklere çok da takılmamalı diye düşünüyorum.

Burada ebeveynlerin vicdan azabı kaynaklı yaptıkları çok büyük bir hata oluyormuş. O da büyük çocuk evde yokken küçükle ilgilenip, büyük çocuk evdeyken küçüğü ikinci bir kişiye devretmek. Bunu aileler kıskançlık olmasın diye düşünerek yapıyorlar fakat asıl en büyük kardeş krizleri burada çıkıyor. Böyle davranıldığında büyük çocukta şöyle bir algı oluşabiliyor: 'bu bebekle annem babam bile ilgilenmiyor, ben neden ilgileneyim ki?'. Bebeğin de sevilmeye, ilgilenilmeye layık olduğunu çocuğumuza öğretebilecek, bu konuda ona örnek olabilecek kişiler bizleriz. Ve bu sevgiyi ilk dönemden itibaren aşılamamız iki kardeş arasındaki ilişkinin başlangıcı açısından çok kıymetli. Dolayısıyla büyük çocuğun yanında yeni doğmuş bebeğimizle ilgilenmek, onu sevip öpmek sandığımız gibi uzun vadeli kıskançlık yaratmıyor, tam tersi, bebeğe nasıl davranılması gerektiği büyük çocukta bizim sevgi dolu yaklaşımımız çerçevesinde gelişiyor.

Ayrıca çocuklar, kardeşleriyle aynı kaynağı, yani anne ve babayı paylaşmak gerektiğini ilk günden itibaren öğrenebilirler. Anne belli sürelerde sadece bebekle, belli sürelerde ise sadece büyük çocukla ilgilendiğinde, iki kardeş birlikte vakit geçirmiş olmuyorlar. Fiziksel olarak da zihinsel olarak da anne için daha zorlayıcı olsa da, 'anne - çocuk - çocuk' üçlü zamanının öneminin altını çiziyor Sinem Hanım. Ben de bu tavsiyeyi dinleyip, Mila'nın evde olduğu zamanlarda sadece Mila ile ilgilenmek yerine ikisi ile ortak vakit geçirmeye özen gösteriyorum. Vera genelde Mila ile oyun oynarken kucağımda veya ana kucağında oturuyor. Sinem Hanım sırf Mila ile benim aramızdaki diyalogları dinliyor ve hareketlerimizi izliyor olmasının bile Vera açısından oldukça besleyici olduğunu söyledi. Vera henüz çok küçük olduğu için onunla beraber oynayabileceğimiz oyunlar yok denecek kadar az. Fakat Vera'nın ihtiyaçlarını karşılarken, örneğin emzirirken veya gazını çıkarırken de Mila'yla fiziksel olarak aynı ortamda olmaya çalışıyorum.

Vera'lı hayatımızın devamında çok çocuklu ailelerden aldığım tavsiyeler, pedagogumuzun anlattıkları ve okuduğum kitaplardan, en çok faydasını gördüğüm birkaç öneriyi ise şu şekilde özetleyebilirim:

Mila'ya empatik yaklaşmak

Mila'nın çok zorlandığını hissettiğim zamanlarda onunla mutlaka hisleri hakkında konuşuyorum. 'Bu süreç senin için oldukça zor, farkındayım, çok endişelisin, bir daha uzun uzun birlikte oyun oynayamayacağız diye düşünüyorsundur...' gibi cümlelerle yaklaşarak duygularını ifade etmesine fırsat vermeye çalışıyorum. Bu süreçten büyük çocuğun etkilenmemesi gerektiğini vurgulayan, 'ama bak ne güzel kardeşin oldu, çok mutlu olmalısın!' gibi gerçeği yansıtmayan telkinler fayda sağlamadığı gibi çocuğa kendini oldukça suçlu hissettiriyor.

'Bebeğimiz' hitabı

Hamilelik haberini verirken 'bebeğimiz olacak' ifadesine paralel olarak yine Vera doğduğundan beri ondan bahsederken 'bebeğimiz' hitabını kullanmaya özen gösteriyorum. 'Kardeşin acıktı' demek yerine, 'bebeğimiz acıkmış, onu besleyelim' gibi birlik ve beraberlik vurgulayan cümleler seçmekte fayda var. Böylece büyük çocuk annesi ve babası ile hala aynı takımda olduğunu hissediyor.

Mila'yı Vera'nın bakımına (istediği müddetçe) dahil etmek

Sinem Hanım, büyük çocukların kendi istekleri doğrultusunda bebek bakımına dahil olmaları gerektiğinin altını çizdi. Örneğin alt değiştirme esnasında hevesli görünüyorsa basit görevler vermek faydalı olabilir: temiz bez getirmek, kremin kapağını açmak gibi. Fakat bazen büyük çocuk hiçbir şekilde bu süreçlerle ilgili olmayabilir, bunu da normal kabul etmek ve üstelememek gerekiyor. Sonuçta onların görevi bebek bakmak, ablalık / ağabeylik yapmak değil. Diledikleri gibi evin çocuğu olmaya devam etmelerine izin vermek çok önemli.

Büyük / küçük karşılaştırmasını fiziksel gerçekler üzerinden yapmak

Büyük - küçük karşılaştırması yapmak çok çocuklu bir evde kaçınılmaz. Ancak bunu ahlaki ve kültürel değerler üzerinden değil, biyolojik ve fiziksel gerçekler üzerinden yapmak gerekiyor. Örneğin, 'sen büyüksün, oyuncağını paylaşmalısın', tamamen toplumsal bir dayatma ve kültürel bir varsayım. Bu tarz gerçek olmayan yönlendirmeler rekabetin artmasına ve iki kardeş arası uzun vadeli anlaşmazlıklara yol açabiliyor. Fakat bebeğin fiziksel olarak küçük olduğundan dolayı yapamadığı, büyüğün ise daha güçlü ve büyük olduğundan dolayı yapabileceği şeyler var. Örneğin yürümek, yemek yemek gibi. Mila'ya Vera'nın küçük olduğunu sadece böyle zamanlarda vurgulamaya çalışıyorum. Örneğin ikisiyle tek başımayken Mila da kucak istediğinde, 'sen kocaman çocuksun, bebek değilsin, kucağa ihtiyacın yok' demek yerine 'Vera daha çok küçük olduğu için yürüyemiyor, onu kucağımda taşımam gerekiyor. Sen büyük olduğun için yürüyebiliyorsun, parka kadar yürümeyi denemek ister misin' gibi bir açıklama yapıyorum. Bunun dışında 'Vera küçük olduğu için oyuncağı alabilir' veya 'sen büyük olduğun için oyuncağını paylaşmalısın' gibi kültürel olarak kodlandığımız rolleri asla dile getirmiyorum.

Yanlış bir davranışı pozitif bir öneri ile düzeltmek

Mila Vera'yı rahatsız edecek bir hareket yaptığında sadece davranışını düzeltmek yerine yapabileceği pozitif bir şey önermek bence en işe yarayan taktiklerden biri. Örneğin Vera'ya bağırıp onu korkuttuğunda (bu en sık yaptığı şey!), sadece 'hayır bağırmamalıyız' demek yerine, 'Vera'yı korkutmana izin veremem, çok rahatsız oluyor. Ama ayaklarını öptüğünde çok hoşuna gidiyor' gibi pozitif bir davranış önerisinde bulunuyorum. Kesinlikle işe yarıyor!

'Sen' yerine 'biz'

Anne babalar olarak büyük çocuğu onore etmek için istemeden de olsa onun kabiliyetini ve becerilerini överken, kardeşiyle kıyaslama yapıyoruz. 'Sen çok güzel İnglizce konuşuyorsun, o hiç konuşamıyor', 'sen harika lego yapıyorsun, o hiç lego yapmayı bilmiyor' gibi... Bu kıyaslamaları direk büyük çocukla değil, fiziksel ve zihinsel becerileri bebeklerden yüksek olan her yetişkinle yapmak, yani 'sen' yerine 'biz' kelimesini tercih etmek daha doğru. 'O senin gibi konuşamıyor' demek yerine, 'bizim gibi konuşamıyor' demeyi tercih ediyorum her zaman. Aksi takdirde sadece kendi becerilerinin Vera'yla kıyaslandığı bir durum ister istemez rekabet ortamı yaratacaktır. Yani durumu 'sen ve bebek' olarak ayırmaktansa, 'biz büyükler ve bebek' olarak ayırmakta, Vera'nın sadece Mila'dan değil, bizden de farklı olduğunun üzerinde durmakta bence büyük fayda var.

Her gün yirmi dakika Mila liderliğinde oyun

Aslında bu durum Vera'nın varlığıyla ilişkili değil. Mila yaşı dolayısıyla bazen oldukça zorlu zamanlar geçiriyor ve bu tantrumları en aza indirmek için günlük yirmi dakika kadar bir zamanı tamamen Mila'ya ayırıp onun seçtiği aktiviteleri yapmanın çok faydalı olduğunu görüyorum. Bu süreyi ayırabildiğim günler Mila'nın kesinlikle çok daha huzurlu ve sakin olduğunu gözlemlediğimden, Vera uyanık olsa bile onu ikinci bir kişiye devredip Mila'ya mutlaka bu zamanı ayırmaya çalışıyorum.

Çok çocuklu hayatın sadece çocuklar değil ebeveynler için de oldukça büyük bir değişiklik olduğunu, özellikle anne açısından hem fiziksel hem duygusal olarak çok zorlayıcı olduğunu unutmamak gerekiyor. Ben kendime hep, Vera ve Mila'nın farklı annelere doğduğunu ve ikisinin hayatının bu açıdan hiçbir zaman aynı olamayacağını hatırlatmaya çalışıyorum. Bu süreçte daha da iyi anlıyorum ki, çocuklar üzülmesin, kıskanmasın diye çabalarken anneler en büyük zararı kendine veriyor. Bu süreçte kendimize zaman ayırmanın, destek almanın ve arada çocuksuz zaman geçirmenin önemini unutmamalıyız.

Mutlu anne, mutlu çocuk-LAR!

Üye ol, ilk alışverişte %10 indirim fırsatı kazan!

Tüm sitede geçerli ilk alışverişinizde kullanabileceğiniz %10 indirim kodu için üye olun!